‘Başucu Hikayesi’ Kategorisi için Arşiv

İzler…

Cumartesi, 04 Nisan 2009

Zamanın birinde hayta, yaramaz, saygısız bir genç varmış.
Babası, bununla bir türlü baş edemezmiş.
Ne zaman bir kenara çekip nasihat etse, oğlunun bir kulağından girer, ötekinden çıkarmış.
Bir gün baba, yine oğlunu karşısına almış:
“Ben seninle ne yapacağım, ne olacak senin bu halin? Neden aklını başına almıyorsun? Ne büyüklerini sayıyorsun, ne küçüklerini seviyorsun, okul desen yok, iş desen hiç sorma… Hatalarının bini bir para… Şimdi sana bir kütük vereceğim. Senden isteğim; ne zaman bir hata yapsan, birini kırsan, bir şeyi yıksan, bu kütüğe bir çivi çakacaksın. Her çivi için sana bunun hesabını soracağım. Al bakalım…”
Babasının bu son konuşmasından çok etkilenen delikanlı söz vermiş:
“Peki baba, sana söz. Artık haytalık yapmayacağım. Eğer bir hatam olursa da, bu kütüğe bir çivi çakacağım. Ama bak gör, hemen hiç çivi olmayacak!”
(more…)

Silkinmek ve kurtulmak

Pazartesi, 22 Aralık 2008

Günlerden bir gün, köylerden birinde, bir adamın eşeği, kör kuyulardan birinin içine düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın.
Eşek bu, düşmüş işte…

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, anırmış, sesini duyurmaya çalışmış.
Derken eşeğin sahibi gelmiş kuyunun başına.
Bakmış, zavallı eşek kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor.
Üstelik de yaralı…
Bir hal çaresi düşünürken, bir koşu gidip köylüleri yardıma çağırmak gelmiş aklına.
Ne yapsak, ne etsek de şu eşeği kuyudan çıkarsak derken, bakmışlar ki hayvan zaten yaralı, belki de kırık çıkığı da var, çok acı çektiği de belli, artık kurtarılsa da işe yaramaz düşüncesiyle çıkarmaktan vazgeçmişler ve üzerini toprakla doldurmaya karar vermişler.
Herkes eline geçirebildiği ne varsa, başlamış kuyuyu toprakla doldurmaya.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek üzerinden atmış.
Onlar yukarıdan atmış, eşek silkelenerek her defasında toprağı altına almış.
Derken, ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her defasında biraz daha yükselmiş ve giderek yukarıya çıkmaya başlamış eşek.
Köylüler de şaşırmışlar hayvanın giderek yükselmesine.
Onlar atmış, eşek yükselmiş derken neticede hayvan yukarıya çıkmayı başarmış.

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.
Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla baş etmenin tek yolu sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmaktır.
Aydınlığa bir adım daha yaklaşmaktır.
Kör kuyuda olsak bile!

Tevazu…

Cuma, 18 Nisan 2008

Bir adam, kötü yoldan para kazanıp, bununla kendisine bir inek alır.

Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için, bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar, aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.

Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli “Helal değildir” diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam, Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise, bu hediyeyi kabul eder.

Adam, aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını, ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der: “Biz, bir karga isek; Hacı Bektaş Veli, bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.”

Adam üşenmez, kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip, bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

Hacı Bektaş da şöyle der: ”Bizim gönlümüz, bir su birikintisi ise; Mevlana’nın gönlü, okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı, o senin hediyeni kabul etmiştir.”

Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız dileğiyle…

Benim Afrikam…

Çarşamba, 26 Mart 2008

Her sabah, bir ceylan uyanır Afrika’da.
Kafasında, tek bir düşünce vardır:
En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa, aslana yem olacaktır.
Her sabah, bir aslan uyanır Afrika’da.
Kafasında, tek bir düşünce vardır.
En hızlı koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa, açlıktan ölecektir.
İster aslan olun, ister ceylan; hiç önemi yok.
Yeter ki, güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini, hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin.
Hayatta kalabilmek için, o güne, yarına, geleceğe hazır olmak gerekiyor.
Her yeni gün, bir yarışın başlangıcıdır.
O yarışta kalabilmek, ancak planlı olmaktan, geleceğe yönelik vizyon geliştirmekten geçer.
Hayatta en güçlüler değil, koşullara uyum sağlayabilenler kalmıştır.
‘Yaşam’ adlı koşuyu, ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü:
“Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir.”
Çünkü, eğer aslansanız ve en yavaş koşan ceylanı, bir önceki gün yakalamışsanız ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz, artık bilmelisiniz ki, en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır.
O halde, düne göre hızınızı artırmanız gerekmektedir.
Yok eğer ceylansanız ve henüz aslana yem olmamışsanız, hızınızı düne göre mutlaka artırmalısınız.
Çünkü, sıra size gelmiş olabilir.
Yani, hayat koşusunda devam edebilmenin tek şartı var:
Dünden daha hızlı olabilmek…
Bakın bakalım şimdi kendinize…
Ondan, şundan, bundan değil, “dünden” hızlı mısınız?

Yolun başındayken gülünü seçmek

Perşembe, 06 Mart 2008

Vaktiyle, görkemli bir malikanede yaşayan, yaşlı, çok zengin bir adam varmış.
Malikane, gözalıcı güzellikte güllerin yetiştiği bir bahçenin içinde yer alıyormuş.
Bu yaşlı zenginin evine, her hafta belli bir gün, orta yaşlı, tatlı dilli bir bohçacı kadın gelir ve yepyeni birbirinden güzel, pahalı kumaşlarını önce adama sonra çalışanlarına sunarmış…
Bir gün yine Malikane’ye gelmiş kadın yeni kumaşlarıyla, bekleme salonuna almışlar onu…
Yaşlı, zengin ev sahibi biraz gecikince sıkılmış kadın ve duvarlarda asılı fotoğrafları incelemeye koyulmuş.
Adam gelince “Beyim”demiş, “gençlik fotoğraflarınıza bakarken düşündüm de, çok ama çok yakışıklıymışsın. Mal mülk para desen, malum. Eee pek iyi de bir adamsın tanıdığım kadarıyla, o zaman niye hiç evlenip aile kurmadın be beyim?”Adam gülümsemiş ve “madem garibine gitti, anlatayım” demiş. “Ama önce gül bahçesine çık ve bahçemin en güzel ama en güzel gülünü getir,”demiş. “Ama kapıya giderken seç, eve geri dönerken değil!”

Kadın şaşırarak “peki” demiş ve çıkmış bahçeye…

(more…)

Okyanus yürekli dostlar…

Cuma, 22 Şubat 2008

Su, kendine bir sırdaş arıyordu. Önce buluta verdi sırrını. Ağır geldi sır buluta. Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.

Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut, suyun sırrını yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için, zaman zaman taşıyordu göl ve çıkıyordu suyun sırrı iyice açığa .

Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti. Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze…

Çağlayanlar, şelaleler, akarsular… Hepsi kayboluyordu bir anda.

Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dere, okyanusa kavuşunca farketti su, bütün sırlarının akarsularla, çağlayanlarla, ırmaklarla… okyanusa taşındığını.

Karar verdi su; sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını, okyanustan başkası bilmiyordu. Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu.

Geçenlerde karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu. Çok uğraştım konuşturamadım. Ben tam giderken ”Dur!” dedi su. Durdum!

Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma! Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar…” dedi.

Çevrenizde hep “okyanus yürekligerçek dostlarınızın olması dileğimle…

Çatlak kova…

Perşembe, 21 Şubat 2008

Hindistan’da bir parya (ayaktakımından kimse), boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalarından biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan sahibin evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabilirmiş.

Bu yıllar boyunca her gün böyle devam etmiş.

Parya her seferinde sahibinin evine sadece 1,5 kova su götürebilirmiş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getiriyor olmaktan dolayı utanç duyuyormus.

Sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında Parya’ya seslenmiş:

“Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum…”

“Neden?” diye sormuş Parya. “Niye utanç duyuyorsun?”

Kova cevap vermiş:

“Çünkü yıllardır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.”

(more…)

Lütfen bir tebessüm…

Pazartesi, 11 Şubat 2008

Küçük bir kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.
Bu tebessüm, adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.

Bu hava içinde, yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.
Hemen bir not yazdı, yolladı.

Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantadaki garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.

(more…)

Yankı…

Pazartesi, 11 Şubat 2008

 

Bir adam ve oğlu kırda yürüyüşe çıkmışlar.
Adamın oğlu bir engele takılıp düşmüş. Çanı yanan çocuk ‘AHHHHH’ diye bağırmış.
Bir an sonra, uzaktaki bir yamaçtan aynı ‘AHHHHH’ seslenişi duyulmuş ve çocuk şaşırmış.

Bu sesin kimden geldiğini merak eden çocuk yamaca doğru bağırmış: ‘SEN KİMSİN?’

Aldığı cevap ‘SEN KİMSİN?’ olmuş.

Çocuk aldığı cevaba kızmış ve ‘SEN BİR KORKAKSIN’ diye tekrar bağırmış.
Yamaç, ‘SEN BİR KORKAKSIN’ diye cevap vermiş.

Çocuk babasına dönüp ‘BABA NE OLUYOR BÖYLE?’ diye sormuş.

(more…)

Marangoz…

Pazar, 27 Ocak 2008

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşvereni olan müteahhide, çalıştığı konut yapım işinden ayrılmak ve eşi, büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı, ne var ki.

Müteahhit iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü. Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti.

Marangoz kabul etti ve işe girişti, ne var ki gönlünün yaptığı işte olmadığını görmek pek kolaydı. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!.. İşini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin” dedi, “sana benden hediye”.

(more…)