‘Kişisel Gelişim’ Kategorisi için Arşiv

İmza nedir? Nereye atılır?

Salı, 06 Ekim 2009

İmza;  bir kimsenin, herhangi bir belgeyi yazdığını veya onayladığını belirtmek için her zaman aynı biçimde kullandığı işarettir. (TDK)

Uygulama olarak ise imza, bir kişinin adını ve soyadını,  kendi elyazısı ile yazmasıdır. Kişi, adını tam olarak yazabileceği gibi, sadece adının ilk harfini de yazabilir, ancak soyadını tam olarak yazmalıdır.

Paraf; yalnız adın veya ad ve soyadının baş harfleriyle atılan kısa imzadır. (TDK)

Ülkemizde genel olarak, imza diye karmaşık şekillerden oluşan şeyler çizilir ama aslında doğrusu, yukarıdaki gibidir.

İmza, belge üzerinde adınızı yazdığınız kısmın üst tarafına atılır. Atılan imzanın net bir şekilde görülebilmesi için imza, ismin, kaşenin vb üzerine doğru atılmamalıdır.

Atatürk’ün imzası, çok güzel bir imza örneğidir:

(more…)

Bir bardak çay ve aile

Cumartesi, 05 Eylül 2009

Bir bardak çay deyip geçmeyin, aslında birçok gerçegi gösterir, hayatımızdan bir kesittir.

Çayın alt demliği “KAYNANA”dır. Sürekli kaynar, durur. Hatta dikkat edilmezse taşabilir.

Üst demlik “GELİN”dir. Alt demlik kaynadıkça, onun da hareketi artar. Ama zamanla da Olgunlaşır ve demlenir.

“GELİNİN KOCASI” ise bardaktır. Her iki çaydanlıktan da yeterince nasibini alır. Biraz kaynana doldurur onu; biraz da gelin. Bu nedenle de denge unsurudur. Açık ya da demli çayın hoşa gitmemesi bundandır.

“ÇOCUKLAR” çayın şekeridir. Tat verir. Çok şeker, çayın lezzetini bozar. Şekersiz çaya alışanlara ise bir tanesi bile fazla gelir.

“GÖRÜMCE” ise çay kaşığıdır. Arada bir gelir, karıştırıp gider.

“KAYINPEDER”e gelince… (more…)

Hayat…

Pazartesi, 31 Ağustos 2009

…beş şişe arasında geçen zamanmış.

İzler…

Cumartesi, 04 Nisan 2009

Zamanın birinde hayta, yaramaz, saygısız bir genç varmış.
Babası, bununla bir türlü baş edemezmiş.
Ne zaman bir kenara çekip nasihat etse, oğlunun bir kulağından girer, ötekinden çıkarmış.
Bir gün baba, yine oğlunu karşısına almış:
“Ben seninle ne yapacağım, ne olacak senin bu halin? Neden aklını başına almıyorsun? Ne büyüklerini sayıyorsun, ne küçüklerini seviyorsun, okul desen yok, iş desen hiç sorma… Hatalarının bini bir para… Şimdi sana bir kütük vereceğim. Senden isteğim; ne zaman bir hata yapsan, birini kırsan, bir şeyi yıksan, bu kütüğe bir çivi çakacaksın. Her çivi için sana bunun hesabını soracağım. Al bakalım…”
Babasının bu son konuşmasından çok etkilenen delikanlı söz vermiş:
“Peki baba, sana söz. Artık haytalık yapmayacağım. Eğer bir hatam olursa da, bu kütüğe bir çivi çakacağım. Ama bak gör, hemen hiç çivi olmayacak!”
(more…)

Hitabet semineri notları

Cumartesi, 21 Mart 2009

Öyle insanlar vardır ki,konuştukları zaman soluduğunuz havanın bile onların sayesinde olduğunu zannedersiniz. Yani konuşmaları öyle etkilidir ki, bulundukları her ortamda, kısa bir sürede insanları etraflarında halka yapmayı başarırlar ve çevreleri üzerinde kıskanılacak etkileri vardır.

İş görüşmelerinde iş veren personelini işe almadan evvel mülakattan geçirir. Burada amaç, sınırlı sürede karşıdakini azami ölçüde tanımaya çalışmaktır. Bu görüşmelerin sonunda bazen bakarsınız ki, sizden çok daha az özelliklere sahip birisine, o çok istediğiniz işi kaptırıvermişsiniz.

“Bu işin sırrı nedir?” diyecek olursanız, cevap son derece açıküzel konuşmayı becerebilmek…

Çünkü konuşmak yalnızca düz bir iletişim aracı değildir. Kişinin bütün duyguları yanı sıra bütün düşüncelerini de çevresine ulaştırabildiği en etkili yoldur.

Doç.Dr.Yılmaz Üstünel, Princeton Ünüversitesi’nce (ABD) düzenlenen hitabet seminerlerinin notlarını tercüme etmiş:

(more…)

Silkinmek ve kurtulmak

Pazartesi, 22 Aralık 2008

Günlerden bir gün, köylerden birinde, bir adamın eşeği, kör kuyulardan birinin içine düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın.
Eşek bu, düşmüş işte…

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, anırmış, sesini duyurmaya çalışmış.
Derken eşeğin sahibi gelmiş kuyunun başına.
Bakmış, zavallı eşek kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor.
Üstelik de yaralı…
Bir hal çaresi düşünürken, bir koşu gidip köylüleri yardıma çağırmak gelmiş aklına.
Ne yapsak, ne etsek de şu eşeği kuyudan çıkarsak derken, bakmışlar ki hayvan zaten yaralı, belki de kırık çıkığı da var, çok acı çektiği de belli, artık kurtarılsa da işe yaramaz düşüncesiyle çıkarmaktan vazgeçmişler ve üzerini toprakla doldurmaya karar vermişler.
Herkes eline geçirebildiği ne varsa, başlamış kuyuyu toprakla doldurmaya.
Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek üzerinden atmış.
Onlar yukarıdan atmış, eşek silkelenerek her defasında toprağı altına almış.
Derken, ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her defasında biraz daha yükselmiş ve giderek yukarıya çıkmaya başlamış eşek.
Köylüler de şaşırmışlar hayvanın giderek yükselmesine.
Onlar atmış, eşek yükselmiş derken neticede hayvan yukarıya çıkmayı başarmış.

Hayat, bazen bizim de üzerimize abanır.
Üstümüzü toz toprakla örtmeye çalışanlar çok olur.
Bunlarla baş etmenin tek yolu sızlanmak değil, düşünüp silkinmek ve kurtulmaktır.
Aydınlığa bir adım daha yaklaşmaktır.
Kör kuyuda olsak bile!

Renkler

Pazartesi, 09 Haziran 2008

Renkler hayatımızın parçası. Peki renklerin hayatımızı nasıl etkilediğini biliyor musunuz? Renk seçiminin kimi zaman karakterimizi yansıttığından ya da seçtiğimiz rengin bize olumlu ve olumsuz etkileri olduğundan haberiniz var mı?

KIRMIZI, YEŞİL, SİYAH, MAVİ, LACİVERT, MOR, PEMBE, SARI, BEYAZ, KAHVERENGİ

(more…)

Tevazu…

Cuma, 18 Nisan 2008

Bir adam, kötü yoldan para kazanıp, bununla kendisine bir inek alır.

Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için, bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar, aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.

Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli “Helal değildir” diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam, Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise, bu hediyeyi kabul eder.

Adam, aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını, ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der: “Biz, bir karga isek; Hacı Bektaş Veli, bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.”

Adam üşenmez, kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip, bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

Hacı Bektaş da şöyle der: ”Bizim gönlümüz, bir su birikintisi ise; Mevlana’nın gönlü, okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı, o senin hediyeni kabul etmiştir.”

Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız dileğiyle…

Benim Afrikam…

Çarşamba, 26 Mart 2008

Her sabah, bir ceylan uyanır Afrika’da.
Kafasında, tek bir düşünce vardır:
En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa, aslana yem olacaktır.
Her sabah, bir aslan uyanır Afrika’da.
Kafasında, tek bir düşünce vardır.
En hızlı koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek.
Yoksa, açlıktan ölecektir.
İster aslan olun, ister ceylan; hiç önemi yok.
Yeter ki, güneş doğduğunda koşuyor olmanız gerektiğini, hem de bir önceki günden daha hızlı koşuyor olmanız gerektiğini bilin.
Hayatta kalabilmek için, o güne, yarına, geleceğe hazır olmak gerekiyor.
Her yeni gün, bir yarışın başlangıcıdır.
O yarışta kalabilmek, ancak planlı olmaktan, geleceğe yönelik vizyon geliştirmekten geçer.
Hayatta en güçlüler değil, koşullara uyum sağlayabilenler kalmıştır.
‘Yaşam’ adlı koşuyu, ne kadar güzel anlatmış Afrika atasözü:
“Bir önceki günden daha hızlı koşmak gerekmektedir.”
Çünkü, eğer aslansanız ve en yavaş koşan ceylanı, bir önceki gün yakalamışsanız ve bugün bir ceylan yakalamak niyetindeyseniz, artık bilmelisiniz ki, en yavaş ceylan sizden daha hızlıdır.
O halde, düne göre hızınızı artırmanız gerekmektedir.
Yok eğer ceylansanız ve henüz aslana yem olmamışsanız, hızınızı düne göre mutlaka artırmalısınız.
Çünkü, sıra size gelmiş olabilir.
Yani, hayat koşusunda devam edebilmenin tek şartı var:
Dünden daha hızlı olabilmek…
Bakın bakalım şimdi kendinize…
Ondan, şundan, bundan değil, “dünden” hızlı mısınız?

9 adımda ağız ve diş sağlığı

Cumartesi, 15 Mart 2008

NTV-MSNBC VE AJANSLAR 15 Mart 2008 Cumartesi

9 adımda ağız ve diş sağlığı


Günlük hayatımızda sıkça düştüğümüz bazı noktalara dikkat ederek daha sağlıklı dişlere sahip olabiliriz.

İSTANBUL - Ağız kokusu ve diş çürükleri günlük hayatımızı zorlaştıran en önemli sağlık problemleri arasında. Ancak hayatı doğrudan etkilemediği için gereken önem verilmiyor.

(more…)