Nostalji: Mahalle Maçları

mahalle maçları

Mahalle maçlarında, başka hiçbir resmi müsabakada rastlayamayacağınız kurallar ve terimler vardır. İşte bazıları:

ATAN ALIR SPOR: Mahalle maçları, genellikle caddelerde yahut bahçelerde yapıldığı için, topun kaçma olasılığı olan çok yer vardır. Top bir yere kaçtığında, topu kaçıran takımın karşısındaki takım hemen, “Atan alır spor!” der. Top onların sahasında auta çıkmış olduğu halde, karşı takım topu almak zorunda kalır.

ELİN AVANTAJI OLMAZ: Takımlardan biri ataktadır. Defans oyuncusu, topu elle keser fakat pozisyon devam eder ve gol olur. Golü yiyen takım, “El var!” diye mızırdar. Karşı takım, “Avantaj olum!” der. Hemen akabinde kaleci, “Ulan, elin avantajı olmaz!” diye haykırır. Bir yere varılamaz. Kısır döngüdür.

ADAMIN GOL DİYOR: Gol atılır fakat yiyen takım saymaz. Hep bir ağızdan, “Direk ulan!” diye anırmaktadırlar. Fakat içlerinden biri, “Gol abi…” der. Karşı takımdan bunu duyan biri direk atlar ve, “Ulan adamın gol diyor!” diye serzenişte bulunur. Gol sayılır, adam dövülür.

ABANMAK YOK: Genelde küçük çocuklar arasında yaygındır. Kaleciler, “Abanma yok.” derler. Aralarından yaşça büyük olanı, “Lan karı mısınız?” dese de abanma olmaz.

GÖNÜL ALMAK: Büyüklerle küçüklerin ortak oynadığı maçta, büyüklerden biri gaza gelip küçük bir çocuğa sert girince, direkt penaltı olur. Nerede olursa olsun. Küçük çocuk, sevilen bir simadır ve faulü yapan da abidir. Penaltı kullanılır, genelde gol olmaz çünkü kalede bir “ayı” vardır ve penaltıyı atan da küçük çocuktur.

 

mahalle maçları

KALECI DEĞİŞTİN, 2 PENALTI: Herhangi bir penaltı pozisyonunda kaleye hemen forvetin etkili silahlarından biri geçmek ister, çünkü o, her mevkide iyidir. Buna karşılık; karşı takıma teselli olarak ekstra bir penaltı verilir. 1+1=2.

3 KERE SEKTİRME: Kaleci degaj kullanırken, eğer yanında bir rakip forvet varsa, topu 3 kere sektirir ve, “Açılsana ulan! 3 kere sektirdim işte…” der, rakip açılır.

1’E 1 ATIŞ: Çift penaltı sisteminde; eğer birinci penaltı kaçarsa, ikinci şans vardır ama gol olursa ikinci şans kullanılamaz. Bunun mantığını hala çözebilmiş değilim.

SAĞLIK ÖNLEMLERİ: Bazen top, insanın pek münasip olmayan bir tarafına gelir, herkesin reaksiyonu aynıdır: “İşe! İşe!” Uygun araziye çiş edildikten sonra, maça devam edilir.

İNCE TELLİ VE UZUN SAÇLAR: Mahalle maçlarında her zaman, saçı ince telli ve uzun olan kişiler vardır. Bunlar, geriden topu alıp, bütün güçleriyle ileri koşarken, kafalarını ileri doğru atarlar. Amaç gol atmak ya da rakibi çalımlamak değil, saçların rüzgarda ahenkle dans etmesini sağlamaktır. Bu kişiler büyüyünce, Fenerbahçeli İlker gibi olurlar.

TOP KURTARMA OPERASYONU: Top, zırt pırt araba altına kaçar. Böyle durumlarda, sahadaki en çelimsiz ve en hop-zıp kişi, en iri kişi tarafından topu almaya gönderilir. Arabanın altına kaçan toplar, tam ortasında durur bazen, kimse yetişemez oraya. Bu sefer, taş atma ve sopayla itekleme faslı başlar. Arabanın egzozuna vurulan birkaç darbeden sonra top, yuvarlana yuvarlana çıkar bir taraftan. Artık koşarak, maça geri dönme zamanıdır.

AT BAKAYIM ABİNİN KILLI GÖĞSÜNE: Yaa ne iğrenç bir şeydi bu! Sen takımını kurmuşsun, paşa paşa maçını yapıyorsun. Muhtemelen yaşça ve boyutça senden büyük olan eleman damlar, bu gereksiz cümleyi sarf ederek, maça dahil olur, tadımızı tuzumuzu kaçırır.

GOL DEĞİL OLUM, BEL ÜSTÜ: Minyatür kale maçlarda, elle tutulmasına engel olunmak için getirilmiş bir çözümdür ancak “bel üstü” gibi kişiden kişiye değişen ve ispatı zor bir kriter getirdiği için, nice kavgaların çıkmasına, nice başların yarılmasına sebep olmuştur.

ELDEN GOL OLMAZ: Paşa paşa oynuyoruzdur, adamın tekinin eline çarpar top, biz dikeriz topu, hemen piç “mahalle maçı oyun kuralları uzmanı” pörtler ve oradan bir yerden ve der ki, “Elden gol olmaz!” Ulan niye olmasın, hasta mısın sen? El kararı verilmişse, bunun sonucu frikiktir. Herkes de kabullenmiştir elden gol olmayacağını, hatta baraj bile kurulmazdı bazen. Ben de büyüyünce öğrendim; elden direkt kaleye çekilip gol atılabileceğini. Öğrendim de ne oldu? O caanım frikikler geri mi geldi?

ÜÇ ADIM AÇILMAK: “Üç adım açılmak” denen olayı atlamak, senelerini betonda top oynayarak, dizinde o çok derin olmayan ama sürekli yanan yaralarla dekore eden birçok mahalle topçusunu üzecektir. Top frikik noktasına dikilir ve rakip barajın üstüne doğru adeta “onlar orada değilmişçesine” yürünür. Kocaman üç adım atılır ve baraj göğüsle itmek suretiyle uzaklaştırılır. Adımların büyüklüğünden şikayet edenler, iki kere “O ha!” der.

TEKNİK VURMAK: Penaltı vuruşlarında, en bıçkın forvet oyuncusu sahne alacağından, kalecinin gözü korkar. Hemen içi rahatlatılır: “Korkma olum, teknik vuracam!”.

KALECİ DÜZENİ: Mahalle maçlarında rastlanan pek çok tatsız durumdan sadece biridir, kalecisizlik. Herkes kendisini ispatlamak ve golleri yağmur edip yağdırmak istediğinden, kimse kaleye geçmeyecektir. Adil düzen, ilk “kalede son” diye bağıranı kayırmaktadır. Hemen arkasından gelen “son bir”, “son iki” vb gibi çığlıkların sonunda, artık son kaç olduğunun bir önemi kalmayan ağır kanlı arkadaş kaleye geçer. Kaleci, gerek iki golde bir, gerekse dakika ayarıyla, eldivenleri bir sonraki arkadaşına teslim edebilir. Nizam, böyle emreder.

OYUNCU SAYISI PROBLEMİ: Oynayacak kişi sayısının tek olması ve kimsenin oyundan çıkarılarak kalbinin kırılmak istenmemesi durumu söz konusu olur sıkça. Bu durumda, futbol kariyeri en berbat durumda olan çocuk, “fasulyeden” tabiri ile adlandırılarak, birinci devre bir takımda, ikinci devre diğer takımda oynatılarak, ufacık yüreklere ve beyinlere adaleti yerine getirmiş olma duygusu zerk edilir. Akşam herkes eve gidip yattığında da hep o günkü maçı, varsa attığı golleri, kaçırdıklarını, bir sonraki maçlarda yapmayı planladığı hareketleri hayal ederek uykuya dalar. Bu planlanan ama becerilemeyen hareketlere girmiyorum.

3 KORNER 1 PENALTI: Hepimiz biliriz işte; kornerler kullanılmaz, her takım kazandığı 3 korner için 1 penaltı kullanır. Penaltı hakkının sayılması ise “Penaltı 1… Penaltı 2…” diye bağırılarak yapılır.

MAHALLELİ AMCALAR: Bazen küçükler kendi aralarında oynarken, eli torbalı bir iş dönüşü adamı, maça dalıp topu küçüklerin ayağından alır ve aptal aptal şeyler yapmaya başlar. Eğer adam yetenekliyse, bir iki numara yapıp çocukların aklını alır. En sonunda topa hızlıca vurur. Çocuklar topu yakalayamaz ve top uzağa gider. Eli torbalı iş dönüşü adamı, yaptığı ufak hareketten mutlu bir halde evinin yolunu tutarken, çocukların, “Hay ………!!! Top taa ………….. gitti! Kim alacak lan topu?” dedikleri duyulur.

ATAN GALİP: Mahallede iyi futbol oynadıkları bilinen çocukların, uzun çabalar sonucu bir araya toplanarak oynadıkları ve kavgasız gürültüsüz çok zevkli bir şekilde devam eden maçlar, bir türlü bitirilemez. Maç çok çekişmeli devam ettiği için sürekli uzatılır ve sonunda hava kararmaya başlar. İşte bu noktada, annesinden dayak yemekten korkan bir kısım çocuklar pürüz çıkarıp, “Ben eve gidiyom artık, annem merak eder.” deyince, maçı o şekilde bırakmak istemeyen diğer çocuklar hemen “atan galip” kuralını uygulamaya koyarlar. İlk golü atan maçı kazanmış sayılır.
Eğer zaman müsaitse; 10’da bitecek maçta skor 9-9 olursa 11’e, 10-10 olursa 12’ye uzar da gider. Olmadı, yukarıdaki kural uygulanır.

Avut be oğlum, avut!
Kasti faul yapma lan!
Direk abi, direk!
Valla gol diil!
Abi, siz çok güçlü oldunuz yaa… Mithat’ı bize verin, Mete’yi siz alın.
Ahh bacağım!!! Annem anneeem!!!
Top benim oolum, istediğimi oynatırım!
Beşte devre, onda biter.
Santra yapın lan, santraaa!!!
Şahsi oynama oğlum, pas ver!
Abanma beee!!!
Yuhhh! O da kaçar mı?
Hakeme gözlüüük!!!
Ortanı göreyim…

İyi güzel de… Bütün bu kavramlar, kitabı olmadan, televizyon olmadan, nasıl herkes tarafından bilinebiliyor? Ben, mahalle maçı kurallarının nasıl bilindiği sorusuna, “kalıtsal” diyorum.

🙂

 

Nostalji: Mahalle Maçları” üzerine bir yorum

Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?